Yeni başlayanlar için Toplumsal Cinsiyet Eşitliği 101

Updated: May 19


Bu yazı https://www.hurriyet.com.tr/yeni-baslayanlar-icin-toplumsal-cinsiyet-esitligi-101-36367295 'dan alınmış bir Emel Armutçu yazısıdır.


Bir kereliğine bırakın dedenizden dinlediğiniz ezberleri. "Elektrikler kesik filan değildi hocam!" İşinize gelene değil, olana bakın bir kez olsun.

Bir milletvekilinin, şu meşhur ve işlevsiz komisyonlardan birinde ilk duyduğunda, “Ne o eşcinsellik gibi bir şey mi?” diye sorduğu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, o kadar da kazık bir ders değil. Okumaya başladığınızda bir tanıdık gelecek ki o kadar olur.

CİNSİYET: İnsanın kadın ya da erkek olarak, genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleri. Doğduğumuz halimiz. Bir şeye fıtrat denecekse, o bu.

Niye tartıştık deliler gibi? Kimse erkeklerle kadınlar arasındaki biyolojik farklılığın birbirinden üstün ya da aşağıda, aynı ya da eşit olduğunu söylemedi. “Valla ben duymadım hocam!” Yalnız arkadaşlar onun adını “cinsiyet farkı” diye koymuş ki doğru olan bu. Dünyanın dönmesi, yer çekimi, saçımızın uzaması gibi, en doğal durumlardan biri. Ha belki, geçenlerde ortaya çıkıp dünyanın dönmediğini söyleyen Suudi imam söylemişse, onu bilemem.

EŞİTLİK: Hukuki bir terimdir. Tüm medeni ülkelerde olduğu gibi, Anayasa’nızı açın, 10’uncu maddesine bakın. Hadi üşenirsiniz şimdi siz: Herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu söyler. Hatta ek bir fıkrası vardır ki AKP hükümeti döneminde konmuştur oraya; “Devlet bu eşitliğin yaşama

geçmesini sağlamakla yükümlüdür” der. Oo, bunun daha ne devamları var da şimdi hatmetmek işinize gelmez sizin, yeriniz dar.


TOPLUMSAL CİNSİYET (Gender): E farklı doğduk, yasalar önünde eşitiz, niye tutmuyor denklem? Fıtrattan değil işte, şu içinde bulunduğumuz madde, toplumsal cinsiyet yüzünden! “O yaptı hocam.”

Eşitsizlik, biz doğar doğmaz başlıyor. Yok ya, daha doğmadandı o. Çünkü “maviler buraya”, “pembeler de taaa şuraya” diyen birileri var dışarda. Bazen pembeler pembe olduğu için gerisin geriye gönderilebiliyor, bazen de –cinsiyeti erkekler verse de- anneleri, pembe doğurduğu için. Ama şimdi bu da yerinizi daraltır, geçelim.

Doğduğumuz an mavi ve pembe şöyle ayrılıyor:

Erkekse, bir sevinç, bir kutlamalar. Tersi olduğunda? “Niye sustun, kız mı doğdu?”

Biraz büyüyünce, “Göster pipini amcalara oğlum”la “Nee regl mi oldun, çat” arasındaki gibi, bu renkler kadına ve erkeğe toplumsal olarak farklı roller yüklemeye başlıyor. Her rolün farklı sorumlulukları, ‘hak’ları, görevleri, ‘kader’leri var tabii. Toplumsal cinsiyet, bu rollerin adı. Fıtratla hiç ilgisi yok; hepsi sonradan oluşturulmuş, yapay ve ayrımcılık yaratan, acıtıcı ve sıklıkla tehlikeli kurallar. Bizim olmayan, ama üzerimize giydirilmiş cinsiyet.

Daha doğuştan, birine evin dört duvarını, diğerine dünyanın kalanını veriyorlar.

Birine, sen burada kal, kafanı çıkarma, karnımı doyur, işleri yap, gerekirse ayaklarımı yıka, bana zevk ver, çocuğumu doğur, hepimizin gömleklerini ütüle, diyorlar. Bir de sus... Diğeri dışarda, evin bu düzeni üzerine bir dünya kuruyor. Dört duvarın içinde kalanın, dünyada istediği gibi top koşturana yetişmesi doğal olarak pek mümkün olamıyor. Onun kadar okula gidemiyor, onun kadar sosyalleşemiyor, bırakın hayata dair karar almayı, kendi eteğinin boyuna bile karar veremiyor. Bir de ona “senin fıtratın bu” diyorlar.

Kafasını çıkaranları hatırlayın; cadı diye yakılanlar, aynı kaderi paylaşan fabrika işçileri, olmadık eziyete maruz kalan süfrajetler, tutuklanan tiyatro oyuncuları, ‘elinin hamuruyla erkek işine karışanlar’, sürekli kaza yapan ‘bayan şoför’ler, ‘iş aradıkları için işsizliği yükseltenler’, ‘annelik dışında kariyer yapanlar’, tecavüz çocuğunu doğurmak istemeyenler, ortalık yerde utanmadan kahkaha atanlar, liste uzun.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ: Bir önceki maddede olanlar hayata geçtiği an, bu madde doğuyor. “Geçmiş zaman hocam, doğdu.”

FIRSAT EŞİTLİĞİ: Hayatın ve toplumun sunduğu fırsatları, olanakları, kaynakları sadece mavilerin değil, pembelerin de eşit düzeyde kullanabilmesi demek. Ama eşit noktada değilsen, aynı fırsatlar verilince eşit olur musun? Hayır. O zaman, bakınız bir sonraki madde.

POZİTİF AYRIMCILIK: Hani toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle arada uçurum oluştu ya, hah, işte o eşitsizliği giderip fırsatlar konusunda aynı noktaya getirebilmek için var bu. Eşitleyene kadar, fırsatlardan yararlanamamış olanlara biraz fazladan fırsat yaratmak, hizmet götürmek. Anayasa’dan söz ederken bunu atlamıştık üstünüze fazla gelmeyelim diye ama adı konmasa da eklerden biri bu maddeyle ilgili.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ (Gender Equality): İşte zurnanın hassas yeri. Fırsatlar oluşturulurken, hizmetler sunulurken, kaynaklar dağıtılırken, bireylerin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmamasının adı. Toplumsal cinsiyet rollerinin eşit dağılması. “Sen kadınsın anne kal”, “Hadi evine bacım”, “Ne işin var senin burada kadın başına” denememesi. Kimseye cinsiyeti yüzünden bir şey dayatılamaması. Üstelik artık buna sadece kadınlar ve erkekler değil, LGBTİ bireyler de dahil, uluslararası hukukta ve “Size kötü bir haberim var hocam”, Türkiye’nin koşarak ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nde de...

“Oldu mu hocam?”

“Otur, sıfır!”

Bir milletvekilinin, şu meşhur ve işlevsiz komisyonlardan birinde ilk duyduğunda, “Ne o eşcinsellik gibi bir şey mi?” diye sorduğu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, o kadar da kazık bir ders değil. Okumaya başladığınızda bir tanıdık gelecek ki o kadar olur.

CİNSİYET: İnsanın kadın ya da erkek olarak, genetik, fizyolojik ve biyolojik özellikleri. Doğduğumuz halimiz. Bir şeye fıtrat denecekse, o bu.

Niye tartıştık deliler gibi? Kimse erkeklerle kadınlar arasındaki biyolojik farklılığın birbirinden üstün ya da aşağıda, aynı ya da eşit olduğunu söylemedi. “Valla ben duymadım hocam!” Yalnız arkadaşlar onun adını “cinsiyet farkı” diye koymuş ki doğru olan bu. Dünyanın dönmesi, yer çekimi, saçımızın uzaması gibi, en doğal durumlardan biri. Ha belki, geçenlerde ortaya çıkıp dünyanın dönmediğini söyleyen Suudi imam söylemişse, onu bilemem.

EŞİTLİK: Hukuki bir terimdir. Tüm medeni ülkelerde olduğu gibi, Anayasa’nızı açın, 10’uncu maddesine bakın. Hadi üşenirsiniz şimdi siz: Herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu söyler. Hatta ek bir fıkrası vardır ki AKP hükümeti döneminde konmuştur oraya; “Devlet bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” der. Oo, bunun daha ne devamları var da şimdi hatmetmek işinize gelmez sizin, yeriniz dar.

TOPLUMSAL CİNSİYET (Gender): E farklı doğduk, yasalar önünde eşitiz, niye tutmuyor denklem? Fıtrattan değil işte, şu içinde bulunduğumuz madde, toplumsal cinsiyet yüzünden! “O yaptı hocam.”

Eşitsizlik, biz doğar doğmaz başlıyor. Yok ya, daha doğmadandı o. Çünkü “maviler buraya”, “pembeler de taaa şuraya” diyen birileri var dışarda. Bazen pembeler pembe olduğu için gerisin geriye gönderilebiliyor, bazen de –cinsiyeti erkekler verse de- anneleri, pembe doğurduğu için. Ama şimdi bu da yerinizi daraltır, geçelim.

Doğduğumuz an mavi ve pembe şöyle ayrılıyor:

Erkekse, bir sevinç, bir kutlamalar. Tersi olduğunda? “Niye sustun, kız mı doğdu?”

Biraz büyüyünce, “Göster pipini amcalara oğlum”la “Nee regl mi oldun, çat” arasındaki gibi, bu renkler kadına ve erkeğe toplumsal olarak farklı roller yüklemeye başlıyor. Her rolün farklı sorumlulukları, ‘hak’ları, görevleri, ‘kader’leri var tabii. Toplumsal cinsiyet, bu rollerin adı. Fıtratla hiç ilgisi yok; hepsi sonradan oluşturulmuş, yapay ve ayrımcılık yaratan, acıtıcı ve sıklıkla tehlikeli kurallar. Bizim olmayan, ama üzerimize giydirilmiş cinsiyet.

Daha doğuştan, birine evin dört duvarını, diğerine dünyanın kalanını veriyorlar. Birine, sen burada kal, kafanı çıkarma, karnımı doyur, işleri yap, gerekirse ayaklarımı yıka, bana zevk ver, çocuğumu doğur, hepimizin gömleklerini ütüle, diyorlar. Bir de sus... Diğeri dışarda, evin bu düzeni üzerine bir dünya kuruyor. Dört duvarın içinde kalanın, dünyada istediği gibi top koşturana yetişmesi doğal olarak pek mümkün olamıyor. Onun kadar okula gidemiyor, onun kadar sosyalleşemiyor, bırakın hayata dair karar almayı, kendi eteğinin boyuna bile karar veremiyor. Bir de ona “senin fıtratın bu” diyorlar.

Kafasını çıkaranları hatırlayın; cadı diye yakılanlar, aynı kaderi paylaşan fabrika işçileri, olmadık eziyete maruz kalan süfrajetler, tutuklanan tiyatro oyuncuları, ‘elinin hamuruyla erkek işine karışanlar’, sürekli kaza yapan ‘bayan şoför’ler, ‘iş aradıkları için işsizliği yükseltenler’, ‘annelik dışında kariyer yapanlar’, tecavüz çocuğunu doğurmak istemeyenler, ortalık yerde utanmadan kahkaha atanlar, liste uzun.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTSİZLİĞİ: Bir önceki maddede olanlar hayata geçtiği an, bu madde doğuyor. “Geçmiş zaman hocam, doğdu.”

FIRSAT EŞİTLİĞİ: Hayatın ve toplumun sunduğu fırsatları, olanakları, kaynakları sadece mavilerin değil, pembelerin de eşit düzeyde kullanabilmesi demek. Ama eşit noktada değilsen, aynı fırsatlar verilince eşit olur musun? Hayır. O zaman, bakınız bir sonraki madde.

POZİTİF AYRIMCILIK: Hani toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle arada uçurum oluştu ya, hah, işte o eşitsizliği giderip fırsatlar konusunda aynı noktaya getirebilmek için var bu. Eşitleyene kadar, fırsatlardan yararlanamamış olanlara biraz fazladan fırsat yaratmak, hizmet götürmek. Anayasa’dan söz ederken bunu atlamıştık üstünüze fazla gelmeyelim diye ama adı konmasa da eklerden biri bu maddeyle ilgili.

TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ (Gender Equality): İşte zurnanın hassas yeri. Fırsatlar oluşturulurken, hizmetler sunulurken, kaynaklar dağıtılırken, bireylerin cinsiyeti nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmamasının adı. Toplumsal cinsiyet rollerinin eşit dağılması. “Sen kadınsın anne kal”, “Hadi evine bacım”, “Ne işin var senin burada kadın başına” denememesi. Kimseye cinsiyeti yüzünden bir şey dayatılamaması. Üstelik artık buna sadece kadınlar ve erkekler değil, LGBTİ bireyler de dahil, uluslararası hukukta ve “Size kötü bir haberim var hocam”, Türkiye’nin koşarak ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nde de...

“Oldu mu hocam?”

“Otur, sıfır!”

******* EN KLİŞE TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ *********

Kadın:

  • Annelik/hem doğurmak hem çocukların bakım ve yetiştirilmesini üstlenmek

  • Ev kadınlığı

  • Çalışıyorsa yanında yine ev kadınlığı

  • Namuslu olmak/bu nedenle kısıtlı bir sosyal hayat yaşamak

  • Erkek kardeşinin okul ceketini ütülemek

  • Erkeğe emanet edilmek

Erkek:

  • Evin reisliği

  • Evi geçindirmek

  • Güçlü, sert olmak, asla ağlamamak

  • Namusu, kızı, karısı olmak, kendisi hovardalık yapabilmek

  • Etek giymemek, giydirilmemek

  • Tuttuğunu koparmak

  • Kodu mu oturtmak


https://www.hurriyet.com.tr/yeni-baslayanlar-icin-toplumsal-cinsiyet-esitligi-101-36367295

Emel Armutçu yazısıdır.



3 views0 comments