Evde Eşitlik Var Demek İçin, Birlikte Öğrenelim

Toplumsal cinsiyet ve cinsiyet nedir?

Uzun yıllardır ebeveynler çocuklarının cinsiyetlerini doğum anında ve teknoloji elverdikçe ultrason yoluyla öğrendiler. Kız veya oğlan çocukları olacağını öğrenen aileler, bebeğe hazırlık sürecinde bu “cinsiyet” ilanına göre hazırlıklarını yaptılar.

Peki renklerin, oyunların, oyuncakların, hobilerin ve mesleklerin cinsiyeti var mı?

Kız çocuğumuz akülü araba kullansa, oğlan çocuğumuza pembe mont giydirsek yadırganırlar mı?

Futbol oynamak isteyen kızımız veya balet olmak isteyen oğlumuz dışlanırsa ne olacak?

Alışkanlıklar, ön kabuller ve toplumumuzda yerleşik kültür bize cinsiyet kalıplarıyla sınırlar çizdi. Kılığımız kıyafetimizi, çocukluğumuzu, gelecekteki meslek seçimimizi etkileyen toplumsal cinsiyete ait roller hepimizi küçük yaşlarda belli bir cinsiyete mahkûm etti.

Hepimizin kafasında karmaşa yaratan cinsiyet, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim vd. arasındaki farkları anlamak, ön yargılarımızı yıkarak tutum değiştirmek ve eşit nesiller yetiştirebilmek için, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında konuşmamız gereken çok başlık var…

Kültürel alışkanlıklarımız, gelenekler ve tabular, cinsiyetler ve yaşantılarımız arasında kırılması zor bir bağ kurdu ve bize dilimiz yoluyla bu bağı sımsıkı tutmamızı öğretledi.

Erkek doğarsa övünmeyi, kız doğarsa dövünmeyi, saçı uzun olan kadının aklının erkekten kısa olduğunu hep dilimiz yoluyla kuşaklar boyu aktardık.

Böylece her şeyi cinsiyetlendirdik.

Bebek zıbınlarının renginden, okul çantası baskılarına, arkadaş, meslek, eş seçiminden gündelik hayat kararları ve tüm ilgi alanlarına kadar çocuklarımızı ‘cinsiyetlerine göre’ büyüttük ve ayrımcı dilimizle yönlendirdik.

Evde, iş yerlerinde, kamusal alanda eşitsizliklerde dolu bir toplum hayatına sahip olduk.

Toplumsal cinsiyet örgüsü doğumla başladı, biz kalıp yargılarımızı kırmazsak devam edecek ve eşitlik için 136 yıl daha beklememiz gerekecek…


Toplumsal cinsiyetle ilgili tutumların nasıl şekillendiğini anlamak için önce terimlerle tanışalım…


Cinsiyetle İlgili Diğer Kavramlar:

Bugün, dış genital özelliklerden yola çıkılarak gebelik ya da doğum sonrasında bebeğe atanan cinsiyet etiketine “doğumla atanmış cinsiyet” diyoruz. “Biyolojik cinsiyet” ya da “bedensel cinsiyet” ifadeleri de kişinin cinsiyetini belirtirken kullanılıyor. Atanmış, çünkü bireyin kendi beyanı değil.

Çift genital organ ile dünyaya gelen çift cinsiyetli çocuklar biyolojik cinsiyetin neresinde?

Aile ve doktor kararıyla cinsiyetlerinden birinin seçilmesi gerektiği gerekçesiyle ‘tıbbileştirilen’ bu çocuklar hakkında bu kadar az konuşulması, “İnterseks” olarak tanımlanan çift cinsiyetlilik durumunun olabildiğince saklanması; sadece ikili biyolojik cinsiyetin normal olduğu yönündeki genel algının sürdüğünü kanıtlıyor.

Kişinin biyolojik cinsiyetini değil, kendisini tanımladığı cinsiyete ilişkin kimliğini ifade eden ilk kavramımız: Cinsiyet kimliği, bir kişinin kendisini ait hissettiği, beyan ettiği cinsiyet hali. (Kadın, erkek, trans, genderqueer)

Cinsiyet kimliği, biyolojik/atanmış cinsiyetimizden farklılık gösterebiliyor, kıyafet ve davranışlarımız da bir cinsiyet kimliği oluşturabiliyor.

Çoğu ülkede sadece iki yasal cinsiyet kategorisi var: Kadın ve erkek. Bazı ülkeler artık üçüncü kategoriyi tanımaya başladı ve “üçüncü cinsiyet” olarak adlandırılan yeni bir kategori ile nüfus cüzdanlarında yer alan kadın ve erkek seçeneklerinin dışında “X” ile ifade ediyor.


Non-binary ya da ikili olmayan kavramı, ikili cinsiyet sistemine yani kadın-erkek ikililiğine sığmayan ve kendilerini hiçbir cinsiyetle tanımlamayan kişiler için kullanılıyor. (Diğerleri; genderqueer, agender, bigender.)

Diğer kavramımız “cinsiyet ifadesi”: Kişinin biyolojik cinsiyeti ve cinsiyet kimliğinden tamamen bağımsız olarak benimsediği dış görünüş/tarz olarak (maskülen, feminen, diğer) açıklanıyor. Cinsiyet ifadesi, biyolojik cinsiyet ve cinsiyet kimliğiyle aynı ya da farklı olabiliyor.


Bir diğer önemli kavram, “cinsel yönelim”den de kısaca bahsedecek olursak; bu kavram kişinin doğumla atanmış cinsiyeti, cinsiyet ifadesi ne olursa olsun, aynı ve/veya farklı cinsiyetteki kişilere karşı süregelen duygusal, romantik ve cinsel çekimi ifade ediyor.

LGBTI+ kısaltmasının açılımını vererek kavramlarımızı noktalayalım: Lezbiyen, gey, biseksüel, trans veya transseksüel, queer ve interseks anlamlarına geliyor ve bu terimler, cinsiyet kimliği ve yönelimleri temsil ediyor. Artı (+) sembolü neyi temsil ediyor kafası karışanlar için: + Queer, aseksüellik, panseksüellik, omniseksüellik, çokaşklılık, demiseksüellik gibi beyanları kapsıyor.


Queer, heteroseksüel veya ikili cinsiyet normlarına uymayan insanları kapsayan bir terim. Queer, birinin cinsiyet kimliğini, cinsel yönelimi veya her ikisini de ifade edebiliyor.

Doğumla atanan cinsiyet ile hissettiğimiz cinsiyet aynı ise, cisgenderız diyoruz. Kişinin cinsiyet kimliği ile ona atanmış cinsiyeti örtüşmediği durumlar olduğunda buna “transseksüellik” diyoruz. Transgender ise çok sayıda kimliği kapsıyor. İnşa edilmiş cinsiyet sınırlarını aşan diğer insanları içeren şemsiye bir terim. Cinsiyet geçiş sürecini tamamlamış veya tamamlamamış olması fark etmeksizin, cinsiyetine ve görünümüne müdahale eden “her yaş grubundan” bireye aittir.


Cinsiyet kavramının son terimi ile noktalayalım: Genderfluid (Akışkan Cinsiyet): Cinsiyet kimliği ya da cinsiyet ifadesi sabit olmayan, zamana veya duruma bağlı olarak değişen, olarak ifade ediliyor.



Toplumsal Cinsiyet Nedir?

Atanmış cinsiyetimiz fark etmeksizin toplumsal rollerimizi ilk önce aile içinde öğreniyoruz.

Toplumsal cinsiyet rolleri örgüsü, bir aile mensubu olarak doğduğumuz, hayatımızın ilk anında, başlıyor inşası hayatımız boyunca devam ediyor.


Nedir bu “toplumsal cinsiyet” dedikleri?

Toplumsal cinsiyet, doğumda atanan cinsiyet ile uyumlu olduğu varsayılarak, kadınlık ve erkeklik ile ilişkilendirilen toplumsal ve kültürel cinsiyet normlarını ifade etmek için kullanılıyor.

Örneğin; kadınların ev işleriyle ilgilenmesi ya da çocuk bakımını üstlenmesi gibi beklentiler, cinsiyet değil, toplumsal cinsiyetle bağdaştırılan kavram olarak gösteriliyor.



Doğacak çocuklara eşya ve giysiler hazırlarken “atanmış cinsiyet” ine göre seçtiğimiz pembeli mavili tulumlar, bebekli arabalı oyuncaklar, çocuklara nasıl hitap edeceğimiz, gelecekte onun için nasıl bir meslek seçimi ve davranış biçimleri kurguladığımız, “toplumsal cinsiyet rolleri” inşasının yapı taşlarını oluşturuyor.


Toplumsallaşma sürecinde çocuk, nasıl davranması gerektiği bekleniyorsa ona uygun davranış biçimleri geliştiriyor.

Mavi zıbınlar giydirip, ‘aslan oğlum, erkekler ağlamaz’ temennilerini sunduğumuz çocuk, erkeklerin duygularını saklaması gerektiği koduyla büyürken; pembe tütüler giydirip, oynaması için sadece bebekler aldığımız kız çocuk toplumdaki tek yerinin “hane” olduğunu, görevinin “annelik” olduğunu benimseyerek yetişiyor. Bu beklentilere uymayan çocuklar, dışlanmış hissediyor, akran zorbalığına maruz kalıyor, cinsiyetçi yargılarla suçlanıyor.

Siz hiç erkek arkadaşlarıyla teneffüste futbol oynadığı için takdir edilen bir kız çocuğu ya da ağladığı için korkaklıkla suçlanmayan bir oğlan çocuğu duydunuz mu? Şimdiki zamanda mümkün, fakat yılların çocukları bu kalıp yargılarla büyütüldü…


Cinsiyetlendirmemek Daha Kolay

Masal kahramanları üzerinden yapılan cinsiyetlendirmeler ile kızlar zor durumlarda kurtarılmayı bekleyen muhtaçlar, erkekler korkmanın yasak olduğu güçlü kurtarıcılar olarak kodlandı.

Oyuncak mağazalarında raflar kız ve erkek reyonları olarak ayrıldı ve renklerle kodlandı: pembeli bebek ve mutfak malzemeleri kız çocuklarına; arabaların ve süper kahramanlı figürlerin, mavi ağırlıklı renklerin olduğu reyon erkek çocuklarına uygun görüldü.

Giysi markaları kızlar için dantelli, fiyonklu puantiyeli tasarımlar üretirken, bebek reyonundan başlayarak papyonlar, kravatlar, askılı pantolonlar oğlan çocukları için tasarlandı.

Çizgi film ve animasyonlar uzun yıllar boyunca pembeyi “kız rengi” kızları prenses ilan etti, kadın-erkek cinsiyetleri dışında var oluşları yansıtmaktan kaçındı ve oğlan çocukları ‘gücünü’ silah ve kılıçlardan aldı. Basit sanılan bu cinsiyetlendirmeler sonucu, ayrımcılık ve şiddet içinde bir nesil yetişmiş oldu…


Ebeveynlerden gelen başat sorular ise şöyle:

“Pembe giyerse oğlum gey olur mu?”

“Kızım uzaktan kumandalı arabayla oynuyor. Ben hemşire olsun isterdim...”

Endüstri yalnızca toplumsal anlamların göstergelerini pazarlıyor ve toplumsal cinsiyetin ve cinsiyete dayalı şiddetin gelecekteki yolunu açarak, eşitsizliğin yeniden üretimine katkı sunuyor.


Çocuklar pembe giydiğinde olan şey şudur: Pembe giyinmiş olmak.

Bu pazarlama alışkanlıkları erkek çocuklarının ev işleri ve bebek bakımıyla ilgilenmediğini, kız çocuklarının da araç, bilim setleri ve aksiyon figürlerine uygun olmadığını ima ediyor. Kız çocuklarına yumuşak tasarımlı kıyafetleri uygun görüp onlara nahif bir mizaç çizerken; oğlan çocuklarına sert çizimler, koyu renkler ve hayvan/kahraman figürlü baskılarla güç bahşediyor. Maskülen/feminen diye etiketlenen çocuk, kendinden beklenen davranış kalıbına girmekte baskı ve zorlanma yaşıyor.

Oysaki dünyanın tüm mavilerini de giydirseniz bir oğlan çocuğu günün sonunda sadece baleyi, dans etmeyi seçebilir. İstediğiniz kadar oyuncak bebekler alın, o kız çocuğu mikroskopla bitki incelemek isteyebilir.

Çocuklar kendilerini, yönelimlerini, duygularını, üzüntülerini nasıl tanımlayacaklarını, nasıl görünmek ve nasıl yaşamak istediklerini kendi özgür iradeleri ile seçemediği sürece, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak çok güç olmaktan dahi uzak…


TOPLUMSAL CİNSİYET KALIPLARINA MAHKUM MUYUZ?

Pembeyi ve maviyi sadece paletteki birer renk olarak kabul ettiğimiz sürece hayır.

2,5-3 yaş aralığındaki çocukların cinsiyet kavramını seçtikleri oyuncak, oyun alanları, arkadaş seçimleri üzerinden gösterdiklerini tespit edilmiştir. Birey, cinsel kimliğinin farkına varmadan maruz kaldığı toplumsal koşullarla birlikte cinsiyet rollerini öğrenmektedir. Bu yüzden cinsiyetler arası eşitlik bilinci çok küçükken başlamalı.

Aile, toplumsal bir kurum olsa da bireysel düzeyde herhangi bir toplumsal kurumdan daha hızlı ve sürekli değişim ve dönüşüm potansiyeli içerdiği için, toplumsal cinsiyet rollerine dair algının dönüşmesi mümkün.


Çocukların kendilerini, potansiyellerini ve esas ilgi alanlarını keşfetmeleri için kalıp yargıları geride bırakmak zorundayız. Ve buna yıllar sonra değil, doğumla başlayan süreçte başlamalıyız. Cinsiyetçi kalıpların dışına önce kendimiz çıkabilir, sonra çocuğumuza tüm oyuncaklarla oynamasının mümkün olduğunu anlatabiliriz. Saçına, giysilerine, tarzına müdahale etmeksizin kendisini özgürce ifade etmesine alan sağlayabiliriz.


Kıyafet, arkadaş, hobi, meslek ve eş/partner gibi hayat boyu dönüşen seçimlerinde onun yanında durarak kendini gerçekleştirmesini ve herkes ile eşit bir hayat yaşamasını mutlulukla izleyebilir, bu eşitliği sağlamak için bugünden birlikte çalışmaya başlayabiliriz. Her bireyin özgürce yaşamaya, kendiyle ilgili kararlar almaya, ayrımcılığa uğramadan eşitlik içinde toplumda yerini bulmaya hakkı var.


Sevginin, renklerin, oyuncakların, kıyafetlerin, sporun, mesleklerin cinsiyeti olmadığını çocuklarımıza anlatarak cinsiyetlendirmenin önüne geçebilir, toplumsal cinsiyet rollerine dair geleneksel tutumları değiştirebiliriz.

Eşitlik için 136 yıl beklemek yerine; dilimizi dönüştürmeyi, tutum ve davranışlarımızı önce aile içinde değiştirmeyi seçmek elimizde.

Toplumsal cinsiyet eşitliği bilinci oluşturmaya çocuklardan başlamalıyız.

KAYNAKLAR

Cinsiyet Eşitsizliği Oyun Alanında Başlıyor, Gizem Kendik Önduygu, Mart 2020

Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim: LGBTI+ Terminolojisi, Yaprak Civan, The Magger, Mayıs 2020

Çocuk Kıyafetleri üzerinden Gündelik Hayatın İnşası: Cinsiyetlendirme Üzerine Nitel Bir Çalışma, Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, Nisan 2021

Understanding gender diversity: sex and gender are not the same thing, Freddy McConnell, Feb 2014

Sexual Orientation, Joan Buccigrossi and Delyte Frost. 2003

The Global Gender Gap Report, World Economic Forum 2021








15 views0 comments